...............Derim ki sana :
Nehirler boyu git ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını
sen de bir nehirsin ey yolcuSenin de varmak istediğin bir yer var
Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak
Engeller
nasıl aşılır, öğren nehirlerden
Yarı yolda yokolup gitmek değildir
amaç, nehirler gibi akıp, nehirler gibi ulaşmaktır oraya
Varmaktır oraya, ey yolc.....Hasan Hüseyin Korkmazgil
Bir nehirdir ömrümüz,şairinde dediği gibi,bazen usul usul akar kendiliğinden yolunu kendi belirler,gökyüzünün eşliğinde ağaçları kendine yoldaş eyleyip varacağı noktaya gitmek için rotasını çizer.Bazen coşkunluğunu gösterir bize kuşlarla yarışırcasına doğanın içinden büyük bir heyecanla ilerler.İşte o zaman önünde durabilene aşk olsun,hangi seti koyarsan koy,hangi yöne yönlendirirsen yönlendir o yine akacağı büyük görkemli yüreğe bir şekilde ulaşmasını, akmasını bilir.Bak sende nehirlerin duruluğuna,onların o coşdun akışına bak,denizlere ulaşmak için verdikleri savaşa bak,bak ki yüreğindeki sınırların ne kadar anlamsız olduğunu göreceksin,bak nehirin direngenliğine, sevdalısı denizine ulaşmak için hiç umutsuzluğa kapılıyor mu, tekliyormu yaşama doğru akma tutkusu.Evet bir nehir ömrümüz,kimi zaman karanlık bir kuytuda bıraktığımız yüreklerimizin yeniden coşkuyla tanışıp yavaş yavaş ufka kanat çırpmasına tanık ol. Umutlarının peşinden nasıl gittiğine bak, düşün ne kadar koruyabiliyorsun? Ne kadar dirençle karşılayabiliyorsun gelen savurganlıkları? Oysa her yürek bir umut her yürek bir sevdadır, yeterki anlamını buldur-bulduralım, akması gereken noktayı gösterelim ona.O yolunu bulduktan sonra hangi zincir tutabilir o yüreği,hangi karanlık mahkum edebilir ,hangi kurşun susturabilir...
Varmak istiyorsak ufka bakalım nehirlere,tanık olalım onların denizle buluşmasına,beraberce buluştukları anı şarkılarla nasıl süslediklerini görelim,doğanın onlara nasıl eşlik ettiğine şahit olalım.Bakalım, engel çıktığından umuduna kurşun işlemediğini görelim,yarı yolda umutlarını pazarlarda satmadığını görelim,öyle bir anda dost bakışlarının ve yüzlerinin nasıl nehre yön verdiğine tanıklık edelim.Öyle yokolup gitmek yok,düşler ertelendiğinden kaç yıl geriye gittiğini-gittiğimizi görelim,ondandır ki yaşam ertelenmeye gelmiyor, mavi bir gökyüzünün eşliğinde nehirler gibi direngen, nehirler gibi sevdalı,nehirler gibi umutlu ve umudunu kovalayan nice yarınları, güneşli güzel günleri kucaklamak umuduyla....
Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi... babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek ...rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.
Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.
Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.
Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler.
Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu..."Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.
Einstein ,ünlü bilim adamı müthiş zeki insan, onun zekasına hayranım bir yandan deli tarafları da var ama olacak o kadar Q su o kadar yüksek olan biri normal olamayacak kadar anormaldir:) Çok komik bir fıkrasını sizinle paylaşmak istiyorum eminim siz de beğeniceksiniz.
Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a;
"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş: "Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar... O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş,ben de arka sırada seni dinlerim." Şoför,gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp: "Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip" demiş. Sonra da salonun arkasında oturan Einstein'ı işaret ederek şöyle devam etmiş: "Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak."
Bazı konularda araştırma yaparken çok güzel bir site keşfettim hepiniz çok sevecekseniz özellikle photoshop kullananlar ve photoshop kullanmak zorunda olanlar tam sizin için hazırlanmış bir site. Bu linki tıklayarak siteye ulaşabilirsiniz. www.befunky.com kısaca bu siteden bahsetmek istiyorum sol tarafta görmüş olduğunuz üzere ingilizce tasarlanmış bir site ama oldukça kolay tek yapmanız gereken şey upload butonunu tıklayıp ordan resminizi ekrana getirmeniz bir kaç seçenek var bunun için isterseniz bilgisayarınızda kayıtlı olan bir resminizi ,internet sayfasından bulduğunuz bir resmi yada webcama bağlanıp resminizi ekrana getirebiliyorsunuz daha sonra site üzerinde bulunan hazır efectleri kullanıp resminize efect verebilirsiniz,Text Editör menüsünü tıklayıp resminizin üzerine yazı yazabilirsiniz.Kısaca online photoshop ta diyebiliriz.Phoshopta bulunan herşey mevcut hazır bir şekilde onları seçip sadece resme uygulamak kalıyor.Ben bir kaç deneme yaptım gerçekten güzel fakat bazı menüleri yani plus olanları tıkladığınız zaman ücrete tabi olan bir üyelik istiyor.
Özlemler vardır gizli tutulan
Unutmak istemezsin
Yaşamaksa zordur
İçinde en derin noktalarda saklarsın
Senden başkası ulaşmasın diyeHani yürekler dağlanır ya
Varsın olsun dersin
Yağmur mu yağıyor
Sırıl sıklam olayım
Çünkü yağan sensindir
Karmı sarmış etrafı
Senin kalbinin temizliğidir
Üzerime yağsın hepsi....26.12.2007
Yüreğimizin en gizli noktaları, kaçımız bunun kapılarını açtık, ya da o noktalara kadar gelmelerine izin verdik. Orası özelimizdir en ücra köşelerinde kendimiz varızdır, özlemimiz vardır. Özlemek... en güzel duygulardan biridir,bize insan olduğumuzu hatırlatır, sevdiklerimize karşı sorumluluğumuzu nasıl bir süreçten geçersen geç özlemin sıcaklığı hep içimizde biz sızı gibi kalır. Bazen bir dostunu-arkadaşını özlersin,hani bir deniz kenarında birbirimizi dinleyerek yudumladığımız içki anları, sonra denizin maviliğine yavaş yavaş inen karanlığın gecede ayın ışıklarıyla oluşan parıltılara beraber bakışlaırmızı...Bazende ailenden uzak onları özlersin,öyle anlar olurki evin içindeki sıcaklık sevgi güneşin sofarasında umutları büyütmek gibidir, en zor anlarda sana ilk uzanan eldir aile...Sevgili...özlemi sevgisi kadar sıcak ve yakıcı olan,benliğini sararken duyguların özleminle nası volkanlara dönüştüğüne tanık olursun,içinde yangınlarla büyüttüğün,yürek yürek çoğaltığın,ilmik ilmik ördüğün ördüğün, satır satır işlediğin sevginin sahibi sevgili...An gelir onunla sadece duygularını paylaşırsın kilometrelerce uzaktan, an gelir günün ilk ışıklarında farklı ufuklardan aynı güneşin doğuşuna tanıklık edersin, yıldızlara bakarsın onun gözüyle, yıldızları toplayıp koynuna doldurursun onunla gecenin kalbinde aynı uykuya dalmak için... Zordur özlemlerle yaşamak, zordur o yüreği korumak,dağlanır yüreğinin her bir parçası varsın olsun dersin, yağmur mu yağıyor benim yüreğime yağsın sırılsıklam olayım onun yüzüne damlayan damlalar benim tenime dokunsun ki toprağın kokusunu aynı anda ciğerlerimize çekelim. Karmı yağmış, sarmış mı bütün etrafı varsın yağsın o onun temizliğidir,üzerime yağsın onun kalbinde gelen temizlikdir,duruluk ve berraklıktır her bir tanesi bana dokunsun.Güneş mi vuruyor tenime, olsun be gülüm o senin teninin sıcaklığındır her yanım yansa ne olur. Özlemek umut etmektir,umut tohumlarını büyütebilmektir,duygularımızı an be an yaşabilmemizdir, her özlem beraberinde bir kavuşma-buluşma getirir,özlemlerin yaşamda hep buluşmalarla anlamını kazanıp sevgiyle özlemini duyduğumuz kişiyle-kişilerle güneşe,yıldızlara,denize,doğaya beraberce bakabilmemiz için yüreğimiz derinliklerine bakmalıyız. Yarınları kucaklamamız, sevdayla sarmalamamız için özlemlerin giderilmesi gerek,haykırmamız gerek.
Kibrit çöpü deyip geçmeyin bu çöplerle neler yapıldığını görünce gözlerinize inanamıycaksınız.Kibrit çöplerini teker teker birleştirip bu sanat eserlerini ortaya çıkaran Lübnanlı engelli sanatçı Tevfik Esat Daher.Yaptığı bu eserlerle guinness rekorlar kitabına girmiş.Her bir eser için milyonlarca kibrit çöpü kullanıp bu güzel şaheserleri karşımıza çıkarmıştır gördüğünüz gibi engelli olmak mücadeleci ruhunun önüne geçemiyor insan isterse yapabiliyor gereken şey sabır ve mücale ruhunun olmasıdır.
Teknoloji o kadar geliştiki artık küçücük cihazlara sığdırıldı herşey bunlardan bir tanesi de mp3 çalar(ipod,ipohe gibi) müzik çalan cihazlardır.Bugün okuduğum bir haber bununla ilgiliydi mp3 çalar şarza takılıyken dinleyen Balıkesir'den genç bir kız elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmiş çok acı bir durum Allah rahmet eylesin ailesine de sabır versin.Elektrik akımına kapılan genç kızın göğsünde duran cihazında hasar gördüğü tespit edilmiş.Bu haberlerden alacağımız çok önemli bir ders aslında elektrikli cihazların hiç birini göğsümüzün üzerine koymamalıyız çünkü bildiğiniz üzere kalp sürekli pompa gibi çalışmaktadır kısmen elektrik içermektedir bu yüzden siz siz olun kalbinizi elektrikli cihazlardan uzak tutmaya çalışın.Özellikle cihazlar şarza takılıyken kesinlikle kulağınıza takıp müzik dinlemeyin kulaklara da büyük zararlar vermektedir.